house & cuddy

bu sabah Dubai’den döndüm. sana haber verip vermemek konusunda kararsız kaldım ve vermemeye karar verdim. merak edip etmediğini bilmediğim için kendi kendime gelin güvey olmak istemedim. neyse.

house izlemeye devam ediyorum. 6.sezonu bitirdim. son bölümünde house ve cuddy nihayet birlikte olmaya başladılar. 7.sezonun ilk bölümünde de house cuddy’ye bunun yürümeyeceğini çünkü her şeyi berbat edeceğini ve değişmediğini söylediğinde cuddy ondan değişmesini beklemediğini söyledi. ancak o zaman house cuddy’ye onu sevdiğini söyledi falan filan. bir zamanlar bizi onlara benzettiğini söylemiştin de ondan bu kadar uzun uzun anlattım. çok ironik bir bölüm oldu benim için. hayatımın aşkına, en yakın dostuma, birlikte yaşlanmak istediğim kişiye bu kadar uzakken onun bizi benzettiği kişiler nihayet biraraya geldiler.

sana veremeyeceğimi bildiğim halde dubai’den her zaman yaptığım gibi kahve getirdim sana. bugün biraz kendimle konuştum, seninle konuşuyormuşum gibi. ara sıra seni canlandırıyorum gözümde, merdivenlerde otururken ya da sokağın köşesinde ayakta dururken. seni çok özledim. özlüyorum ve özleyeceğim. fakat o kadar uzak hissediyorum ki yeni telefon numaran bende olmasına rağmen seni arayamıyorum. sanıyorum aramayacağım da.

birlikteyken mutlu değilsin. ayrıyken de muhtemelen çok iyi hissetmiyorsundur. ama bu ayrılık sana bir şeyler yapmak ve harekete geçmek için sebep olabilir belki. sonuçta aynı şeyleri yapmaya devam edersek hayatımızda bir şey değişmeyeceği için bazı şeyleri kesinlikle değiştirmek gerekiyor.

sana iyi gelmeyi denemek yerine geri adım attığımı ve pes ettiğimi düşünüp seni yeterince sevmediğimi mi düşünüyorsun acaba? ya da belki umurumda olmadığını? 3,5 yıldır iyi gelemiyorum sana. elimden geleni yaptım ama olmadı. son konuşmamızda bana elimden gelenin en iyisini yapıp yapmadığımı sormuştun ben de sanırım yapmadım demiştim hatırlıyor musun? aslında tam olarak öyle değil. her zaman daha iyisi olduğu için öyle dedim. yani çoğunlukla yapabileceğimin en iyisini içinde bulunduğum anda yaptım fakat sonradan keşke şöyle yapsaydım ya da böyle yapsaydım bunlar yaşanmayabilirdi diye düşündüm.

biliyorum sözler senin için çok anlamlı değil ama bir daha loş bir ışıkta gözlerinin içine bakarak söyleme şansım olur mu bilmiyorum o yüzden yine de söyleyeceğim; SENİ SEVİYORUM! 

seni çok ama çok özlüyorum. özellikle de neşeli ve heyecanlı, keyifli halini çok özlüyorum. tuhaf değil mi? yani gözlerimin içine aşkla baktığın anları değil de gerçekten mutlu olduğun anları özlüyorum. sarılarak dizi izlediğimiz zamanları özlüyorum. seninle dertleşmeyi, sana mızmızlanmayı, dedikodu yapmayı özlüyorum.

gün içinde kendimi işe güce vererek bir şekilde zaman geçiriyorum ama gece olunca çöküyor sensizlik üzerime. senin nasıl olduğunu bilememek, senden haber alamamak, sesini duyamamak deli ediyor beni. Dua ediyorum iyi ol diye. bu bir başkasıyla olacaksa bile iyi ol…

the end

Az önce  içinde bulunduğum durumu drama çevirmekten vazgeçmeye karar verdim. Onlarca senedir evli kalmış, çoluk çocuğa karışmış insanlar ayrılıyorlar ve hatta düşman oluyorlar. BİZ’den beklemezdim ama herhalde onlar da evlenirken boşanacaklarını düşünmüyorlardır.

Seninle yapmadığımız pek az şey kaldı. Yurt dışına çıkmak gibi. 3,5 yılda acı tatlı bir dolu hatıra birikti. Çok harika hissettiğimiz anlar gibi, çok kötü hissettiğimiz zamanlar da oldu.

Şu anki durumumuz seni sevmeme engel olmadığı gibi, seni sevmeye devam etmek için görmeye de ihtiyacım yok. Allah yolunu açık etsin, ne kadar derdin tasan, kendinle ve hayatınla ilgili ne kadar açmazın varsa en kısa zamanda kurtulur feraha çıkarsın umarım. Bunu gönülden diliyorum.

Bana ihtiyacın olduğunu sanmıyorum. Eğer olur da bir gün karşılaşırsak bana mutlaka “sana ihtiyacım vardı ama beni yalnız bıraktın” diyeceksindir, eğer seni biraz tanıdıysam. Ama seni şimdi arasam telefonu bile açmayacağına eminim. O nedenle sana ulaşmaya çalışmayacağım.

Benim de kendi başımın çaresine bakma zamanım geldi. Artık sen olmadığına göre geleceğimi tekrar şekillendirmem gerekiyor. Bazı şeyler beklediğimden daha olumlu gidiyor.

Kendimi yanlış ifade ettiğim ve/veya edemediğim, bencilce davrandığım zamanlar dolayısıyla samimiyetle özür dilerim. Niyetim hiçbir zaman kötü değildi ama önemli olan sonuç.

Bu sayfayı okuyup okumadığını bilmiyorum. Sana ayrıca bir e-mail gönderecek değilim. Eğer bir gün okursan, hoşçakal…

emergency exit

her aşkın bir gün biteceğini bilmek için büyümeye gerek yok. çocuklar bile haberdar bu gerçekten. benim derdim aşk bitmiş, sen gitmişsin ya da belki bir başkasını sevmişsin yahut seveceksin, sevişeceksin diye değil. benim kalbim seninkini özlüyor…ve kabullenemediğim bir şey var ki, 3,5 yıldır birbirinin her şeyi olmuş iki kişinin, aynı şehirlerde iki yabancıya dönüşmesi. işte bunu almıyor aklım. kalbimi zaten gündeme getirmemeliyim, o zaman beni bencil olmakla suçlayabilirsin.

bir günümü bile sesini duymadan geçirebileceğimi düşünmezken, tam 5 gün oldu. seni aramıyor, sormuyorsam tehdit ettiğin için değil. başka bir sebepten ama bunu ben de bilmiyorum.

şu an kendinle mi uğraşıyorsun? nasılsın iyi misin? biliyorum halledersin, her zaman yaptın yine yaparsın. ben de yaşıyorum işte.

sözlerimin yavaş yavaş tükendiği noktaya geliyorum. susuyorum çoğu zaman seni düşündüğümde, içime bir şey saplanıyor, kocaman bir keder çöküyor, sözlerim düğümleniyor. susuyorum. kendime bile susuyorum.

bu defa başka.

hani kıyamadığın, hani pamuklara sarıp sarmalamak istediğin, hani “çocuğum” dediğin Aslı var ya…sana değil, her şeye küstü.

en güçlü duygum bu evet, küskünlük…

sensizlik…

tam 4 gündür sensizim. sensizlik nasıl bir şey biliyor musun? hani hayat akar geçer, etrafındaki insanlar güler eğlenir, bazen sen de onlara uyarsın ama hep bir şey vardır az sonra yapacakmışsın gibi olduğun. yani aslında sen kendi hayatını durdurmuşsundur da bir şeyi bekliyorsundur. işte öyle bir şey. hayatım devam ediyor ama duygularımı dondurdum.

çünkü baktım olmayacak, yani hissetmeye devam edersem eğer gözlerimin şişi inmeyecek ya da belki kalbim ağrımaktan patlayacak, o yüzden dondurdum duygularımı.

bundan sonra sen olsan da olmasan da geri gelirler mi?

bilmiyorum…

bu sabah

sabah oldu uyandım. mutsuz. bugün pazartesi. sen 2 saat sonra arayıp “iyi çalışmalar aşkım” demeyeceksin. karanlık bir el geldi ve her şeyi buruşturup attı çöp tenekesine. artık beni sevmiyorsun…

ya da belki seviyorsun da…

kızgınsın?

kırgınsın?

kendini bitik hissediyorsun?

en iyisinin bu olacağına ikna etmişsin kendini?

hepsi de olabilir, hiçbiri de. ama benim açımdan fark eden bir şey yok.

bari sen iyi ol…iyi ol…

hazır çorba…

kendime hazır çorba aldım. domates çorbası. çorbanın suyu
kettle da kaynarken bir yandan da bulaşıkları yıkadım. o
esnada konuştum seninle. sanırım delirmek üzereyim :)

daha önce defalarca tartıştık. hatta çok çok daha
kötülerini bile yaşadık. sence neden bu sefer dağıldım?
bunu düşünmek için bir kaç dakika ayır kendine. tabii
düşünmek istiyorsan.

düşündün mü?

ben düşündüm…Kiev’den döndüğümde, hatta bir süre
öncesine kadar bizimle alakalı bir umudum yoktu. şöyle ki;
ayrılmasak hep birbirimizin yanında olsak bile bir daha o
kıvılcımın çakmayacağını düşünüyordum ve bunu
kabullenmiştim. sonra o gece. salı gecesi kadıköy’de yani,
bir şey oldu. o kıvılcımı gördüm. senin gözlerinde, kendi
kalbimde. sanki kaybettiğimiz her şey tekrar filizlendi
içimde. tekrar hissettim. işte o nedenle perşembe günü
seni aradığımda bana gergin olduğunu ve konuşmak
istemediğini sert bir tonla söylediğinde korktum. hem de
çok…

yine kayıp gitmesini istemedim. ve asıl trajik olan şu ki
kayıp gitmesin diye çabalarken tam tersine neden
oldum…sana surat astığımda hasta olduğum için alttan
alırsın yine bana iyi davranırsın sandım. ama öyle olmadı.
öyle olmadığı için daha da üzüldüm. sonra cumartesi günü
eve geldiğinde o kadar soğuktun ki hiç düzelmeyeceğini
düşündüm ve derin bir keder kaplamaya başladı içimi.
sonrasını biliyorsun.

acaba diyorum ne yapsaydım daha iyi bir haftasonu
geçirirdik. yani gerçekten benim elimde miydi her şey?
surat asmasaydım hiç kavga etmeyecek miydik? daha yeni
“beyaz bir sayfa” açmaya karar vermişken ilk kaprisimde
patlayacağını tahmin edemedim. eğer böyle yapmasaydım
nasıl olurdu acaba? peki senin anında parlaman normal
miydi? altında ne yatıyordu?

bu soruların cevaplarını hiç alamayacağımı biliyorum.
çünkü seni biraz tanıyorsam şu anda ne kadar bencil biri
olduğumu düşünüyorsun. bencilliğim yüzünden sana saygı
göstermediğimi, seni kendi haline bırakmadığımı, seni
özellikle sinirlendirdiğimi ya da en azından bundan
sakınmak için elimden geleni yapmadığımı.

öyle değil. ama sözlere inanmazsın sen. ben de inanmamalıydım.

en başından beri…

i can fly but i want your wings

bugün sadece sana yazacağım. kaderimi elleri arasına alan ve kimi zaman uzak bir denize fırlatıp kimi zaman yüzerek batmaktan kurtaran “sana”.

sanma ki benden başkası seni bu kadar sevmiştir ve sevecektir. ben senin kadar farklı anlatamasam da aslında hep seni senin beni sevdiğinden çok sevdim çünkü. nereden mi biliyorum?

oku o zaman. ben seni daha çok sevdim çünkü kanıtım var. ben hep geri döndüm çarparak çıktığım kapılara. sen uzaklaştırmaya çalıştıkça beni sana sığındım her defasında. her defasında söküp attım içimden sana dair olumsuz her ne varsa. her defasında kendi içimde temize çıkardım seni. hep üstlendim bütün kabahatlari.

sen aksini söylesen de hiçbir zaman haklı olmak umurumda olmadı. hiçbir zaman sana isnat etmedim hataları beni kırdığın zamanlar başta olmak üzere. hep döndüm geriye, sana en kızgın olduğum anlarda bile hep en son güzel anılarımızı anımsadım. nefret dolu bakışlarını değil sevgi dolu olanları hatırladım. sarılmalarını hatırladım itmelerini değil.

beni kovduğun gün bile koşarak yanına geldim. hatırladın mı hani parmağını yarmıştın? ne zaman kırılsam sana özür dilemene bile gerek bırakmadım. çünkü sevdim seni. çocuğu gibi seven biri varsa o bendim. yaptığın ve söylediğin hiçbir şey değiştirmedi hislerimi. ben seni en başından affettim bütün kırgınlıklarım için. bir zaman sonra kendim için yaptığım iyi bir şeyi bile senin için yapar oldum. sırf sen mutlu ol diyeydi her şey.

ve biliyor musun sırf sen üzülme diye kabul edip sustum bana söylediklerini. bir özür dilenecekse ben diledim. sırf senin yanında kalabilmek için…

çok mu zavallıca buluyorsun yoksa bu dediklerimi? yoksa fuck off mu diyorsun içinden?

biliyorum benim için aşırı fedakarlıklar yaptığını düşünüyorsun. ve evet yaptın da. unutmadım hiçbirini. tek tek sayarım sana, tek tek.

ve tek tek sayabilirim seninle yaşadığımız her şeyi. u2 konserini, brazzaville’in çaldığı bardan çıkıp o soğukta birbirimize sarılışımızı, otobüs yolculuğumuzu, parmağına yüzüğü taktığım o motor seferini, sırt üstü uzanarak “şu an o kadar mutluyum ki ölmek istiyorum” dediğim anı. bir gün işten 1 saatliğine kaçıp yanına gelişimi, sabah sırf seni camdan görebilmek için sokağınızdan geçişimi, sen giderken belime kadar sarkıp gölgen sokağı dönmeden içeri girmeyişimi. evimize adım attığımız ilk günü, tuvaletimizi lağım basmasını, beraber boyadığımız korkulukları ve bahçeyi yıkayacağız diye neredeyse su baskını yaşadığımızı. bir gece bunalıp kitaplık almak için gecenin bir yarısı açık mobilyacı arayışımızı. bana evlenme teklif ettiğin o günü. midpoint’te demiştin hani bir daha seni asla ağlatmayacağım diye. bana sarılarak uyuttuğun ilk gecemizi, sinir krizi geçirirken sırf ben ağlıyorum diye kollarına alışını, bana hazırladığın patatesli yumurtaları.

sadece biraz naz yapmak biraz şımarmak biraz huysuzlanmak istemiştim…buna hakkım yok muydu? yoksa yanlış zamanlama mıydı yine? belki sevildiğimi hissetmek için bulduğum bir yoldu bu kendimce. belki nasılsa hasta olduğum için nazlarsın beni diye düşünmüştüm. sadece nazlanmak istemiştim.

bu kadar mı kapalı gözlerin? bu kadar mı dönüksün kendi içine? gerçekten görmüyor musun nasıl acıdığını canımın? tek bir lafın var “ben bu kadarım, yapamıyorum”. ama ben biliyorum ki sen çok daha fazlasısın. sen çok daha fazlasısın. ben sadece alıştığımı istiyor(d)um.

bana kızma. seni görmemekle suçlama beni. çünkü bana bir gün diyorsun ki seninle alakası yok sen değilsin benim sebebim. sen diyorsun mükemmel bir sevgilisin. sonra aniden çöplükte buluyorum kendimi.

bana ne için kızgınsın? seni özlediğim için mi? seni istediğim, sevgini istediğim için mi? gerçekten bencillik mi bu?

sana yazıyorum, okuyup okumayacağını bile bilmeden. sabah Allah’a isyan ettim. cehennemde yanmak pahasına isyan bayrağını çektim. dedim ki neden oldurmuyorsun Allah’ım? Sana daha ne kadar yalvaracağım? Daha ne kadar ağlayacağım katıla katıla? Kötü biri miyim ben ki bunu hak edeyim diye sordum. Ve en sonunda dedim ki “sen de beni sevmiyorsun artık”. ama ne yaptığımı bir bilsem, bir bilsem belki rahatlayacağım. diyeceğim ki layığımı buldum.

sen de anlamazsan, sen de görmezsen beni, kedilerle konuşurum bir tek. ki onlar bile fazla geliyor şu anda bana. yarın olmasın hiç benim için. artık dayanamıyorum. dayanmak da istemiyorum. güçlü olmak, ayağa kalkmak, işime gücüme bakmak, evimi toplamak, kendimi toplamak, iyi olmak istemiyorum. öbür yarım olmadan bütün bunların bir anlamı yok çünkü. evimi neden toplayayım temizleyeyim? derli toplu temiz bir evin ne anlamı var sen gelip görmedikten sonra? işimde neden başarılı olayım kazanacağım para ile bize bir hayat kurmadıktan sonra? neyleyim uzun ve sağlıklı bir hayatı senin tarafından sevilmedikten sonra?

oh evet biliyorum, kendi ayaklarının üzerine durmalısın, mutluluğunu bir başkası üzerinden kurgulamamalısın, bla bla bla…bunları diyenler acaba hiç senin tarafından sevilmişler mi çok merak ediyorum doğrusu…ben de istiyorum göz yaşlarımı silip, seni ardımda bırakıp yoluma bakayım. ama çok iyi biliyorum ki yıllar bile geçse üzerinden sen kalbimde kocaman bir delik olacak kalacaksın. bir sızı, büyük bir boşluk, sensizlik beni her gün daha çok bağımlı yapacak sana. hep senin sevişini özleyeceğim. her yerde sen olacaksın.

böyle yazıyorum ama sanki senin varlığın ortadan kalkmış gibi, ne saçma? sen sadece benden gittin ve çok mutlu olursun umarım. ben acınacak bir haldeyim diye senin de aynı şeyi yaşamanı istiyorum sanma sakın.

ne tuhaf. en büyük kavgalarımızdan sonra bile beni aramaya, bana yazmaya hiç çekinmedin. çünkü terslenmekten, sana nefret kusmamdan korkmadın hiç değil mi? şimdi ben seni çok merak ediyorum, yani nasıl olduğunu elbette ama sana yazamıyorum, soramıyorum dün gece bana sorduğun soruyu, diyemiyorum ki “şimdi intihar etsem ne düşünürdün”…

sahi ne düşünürdün ki? zaten manyaktı mı derdin? kendini mi suçlardın? yoksa sana böyle bir şey yaşattığım için beni mi suçlardın, as always? şimdi mesela ben gidip yatsam yatağıma. hazır doktorum da bir torba dolusu ilaç vermişken, kimse de kurtarmaya gelemez beni, ne zaman bulurlar acaba cesedimi? bu web sitesini bulurlar mı ki? cep telefonumu karıştırıp senin adına ulaşırlar mı? facebook hesabımı didik didip edip son muhabbetlerimizi okurlar mı ki? biri sana gelip sorar mı acaba, “neden” diye?

bu arada mephistube’da bir şarkıyı çok sevdim. sanki benim ağzımdan söyleniyor sana…

bugün günlerden hüzün

az önce dışarı çıktım. havuç uzun zamandır kusuyordu onu veterinere götürdüm. sonra dönerken pastaneye uğradım kahvaltı ettim. saat 11 civarıydı. belki de 12 bilmiyorum.

sonra eve geldim. oturdum bilgisayarımın başına. evde her yer her yerde. dağınık, pis ve yarın giyecek hiçbir şeyim yok. evde yiyecek bir şey de yok. kola var. ice tea var. bir de sigara var. ard arda yakmış sana yazarken berrin aradı. kardeşim sakatlanmış onu doktora götürüyorlarmış evinin önündeyiz gelmek ister misin dediler. olmaz diyemedim. kalktım gittim. hastaneye gitmişken doktora görüneyim bari dedim. bronşit olmuşum iyi mi…bir torba dolusu ilaç yazdı doktor. 45 lira tuttu düşün yani…

sonra mecburen babamlara gittim. yemek yedim. fx denen bir kanalda house başladı. ilk sahnesinde iki kadın sevişiyordu :) ama kalamadım orada. hemen dönmek istedim eve. bu kasvetli yere. bilgisayarımın başına. sana yazmak istedim. içim paramparça. uzun zamandır bu kadar parça parça olmamıştım. mephistube’u açtım. indie kategorisini seçtim, senin en sevdiğin değil mi? açtım dinliyorum şimdi sit & wonder’ı.

babamlardan eve dönerken seni düşündüm. bisikletini kapıda, seni de bankta otururken hayal ettim. anahtarı geri verdiğin için içeri girememişsin ama beni beklemişsin gibi. tabii ki yoktun. dünyanın bütün sigaralarını içmek istiyorum. yarın olmasın hep karanlık olsun. perdelerim kapalı sadece masa lambamı açtım. seninki yanılmıyorsam give me the light diyor :) ne kadar ironik öyle değil mi?

şimdi de the tourist’in soundtrack’i çalıyor. harika bir müzik. bense hala ölmek istiyorum.

bazen eve geldiğimde boy boy dizilmiş bira kutularıyla ağzına kadar dolmuş bir küllük bulurdum. çoğunlukla iyi bir modda olmazdın o zamanlar. sen her ne kadar aksini iddia etsen de öyle olmazdın. bense için için kızardım sana ben gelene kadar o kadar içmiş olduğun için. sarhoşluğu sevmemek bir yana, içtiğinde benden uzaklaştığın için sevmezdim. bana yakın bile gözüksen hep yapay gelirdi o hallerin. bana yakın olmak için sarhoş olmana gerek yoktu çünkü.

her defasında yüzümde koca bir gülümseme ile sarılmadım sana biliyorum. hani diyorsun ya tek istediğim bir gülen yüzdü diye. geçen günkü gibi. huysuz bir anımda sırf beklediğimden geç geldin diye astım suratımı. o kadar uzayacağını bilsem onu da yapmazdım. basit bir nazlanmaydı benimkisi. kaldıramayacağını bilsem, dün gece gelip anahtarlarımı yüzüme fırlatacağını bilsem zorlardım kendimi yapmazdım.

bir yara merhemi gibi sürdüm seni açık yaralarımın üzerine. kimi zaman rahatlattı kimi zaman işe yaramadı. ama hep merhemim olmana izin verdim. oysa sen beni hiç öyle görmedin. aslında kendini bana hiç bırakmadın.

bugün fener’in maçı var. izleyecek misin? umarım izlersin.

ben fenerbahçe’den galatasaray’dan ettiğimden daha çok nefret ederdim biliyor musun? ama 3 yıldır beşiktaş’ı yendiğinde bile üzülmüyorum. yüzündeki o gülümseme, o çocuksu mutluluk beni öyle mutlu ediyor ki.

ilk zamanlar sana maket arabalar alıyordum. ilk alışlarımda ne kadar seviniyordun. sonra yavaş yavaş kızmaya başladın. ben de bıraktım. her gittiğim yerde aklımda sen olduğun için sana pahalı olmayan şeyler almak istedim. sen bunu para ile maddi şeylerle karşındakini mutlu etmeye çalışmak olarak algıladın. oysa sadece sana her yerden bir şeyler taşımak istemiştim. yanımda olmadığın zamanlarda da yanımda olduğunu anlatmak için. sana aldığım şeylere dokundum, onlarla heyecanlandım.

ben bu şehirde sen beni sevmeden nasıl yaşamımı sürdüreceğim? her yerde her şeyde sen varsın. her yerde sarılmışız, her yerde aşkımızı bırakmışız. şehrin bir çok otelinde kokumuz kalmış. sadece bu şehrin değil, dünyanın bir çok şehrinde de sen varsın. ilk başlarda las vegas’a gitmiştim. o uzun uçak yolculuğunda heyecandan uyuyamamıştım. sen beni seviyorsun diye.

biliyor musun hem durmaksızın ağlıyorum hem de çok iyi geliyor bana ağlamak. ağladıkça seni hissediyorum. yokluğunu hissediyorum, bir zamanlar ne kadar sevilmiş olduğumu. seni hissediyorum dolu dolu. açtım senin sevdiğin şarkıları dinliyorum. merak ediyorum doğrusu beni çok özlersen bir gün britney spears dinler misin acaba :)

ben britney spears dinlerdim çünkü duygu yoktu hiçbir şarkısında. hissetmemek iyiydi. dahası bir şey hissedecek kimsem yoktu. iyiydi britney spears. şimdi nina simone içime içime işliyor. ne diyor olursa olsun. o söyledikçe karşımda senin gözlerini kapatmış halin. bilgisayarın başında oturuyorsun. kendinden geçmişsin.

bu ev sen beğenesin diye döşendi. senin zevkine uygun olsun diye değil. benim zevkimi beğenesin diye. ne zevkliymiş aslında üstelik de kendi başına ne kadar harika idare ediyormuş diyesin diye. şimdiyse kurtlanıp ölmek istiyorum bu evde…

vazgeçmek

hep kendinden vazgeçtiğinden dem vurdun. ben hiç istememiştim bunu senden. ve aslında ben değilim bu vazgeçişin sebebi. ben değilim senin katilin, ben değilim o krizlerin sebebi, ben değilim ben değilim senin kalbini ellerinin arasına alıp sıkıştıran. ben değilim, artık anla bunu…ya da anladığın zamanlar daha sık olsun artık, bana bu kadar haksızlık etme…

çünkü ben neyim var neyim yoksa hepsini önüne serdim. her zaman seni tercih ettim, her şeye ve herkese karşı. kendime karşı bile seni seçtim. kalbimi azarladım yeri geldi, senin ona kırılmaya hakkın yok dedim…

ne zaman gelsen bana, gözlerinde ne zaman aşk varsa, ne zaman merhamet, ne zaman bir sevgi kırıntısı olsa açtım kollarımı iki yana doğru hiç boş göndermedim seni. çünkü bildiğim bir şey vardı, hiçbir şey, benim kırgınlığım bile değmezdi senin bir damla göz yaşına.

geceler boyunca koynunda uyudum, yudum yudum tattım aşkı sinenden, kuşlar gibi uçtum, sekerek yürüdüm yollarda liseli kızlar gibi, nankörlük edemem olsun varsın kırılan kalbim olsun dedim hep. kıyamadım sana. bir gün tersleyemedim seni, bir gün bana sarılan kollarını itmedim, yapmadım, yapamazdım…

Allah kahretsin ki içime bir yere saplanmış bir hançer gibisin. oradan çıkartsam kan kaybından öleceğim çıkartmazsam da acılar içerisinde kıvranacağım.

hani bana dedin ya kanser bile olsan bana haber verme diye. işte bu sözünü düşünüp düşünüp uluya uluya ağlıyorum dün geceden beri.

bu lafı senden duyacağıma asla ihtimal vermezdim. biri bana böyle söylediğini söylese tersler bir de üzerine kızardım. sen böyle bir şey söylemiş olamazsın.

biliyor musun sadece senin bir kalbin yok. bende de oldukça hırpalanmış ve kanayan bir adet var. içime içime kanıyorum. sen görmüyorsun. nasıl bu kadar merhametsiz, nasıl bu kadar kör nasıl bu kadar duygusuz olabiliyorsun özünde tam tersi olduğun halde?

hani kardeştik biz? hani bize bizsiz ölüm yoktu? hani yaşlandığımda elimi sen tutacaktın? hiçbir hasret yoktur ki benim sana duyduğum kadar kuvvetli olsun. gülen yüzüne, sıcak kollarına o kadar hasretim ki. bazı anlarda yüzünü gösterip sonra yine saklanıyorsun nefret dağlarının ardına. ben bu kadarını cidden hakkediyor muyum?

söyle bana gerçekten evim dediğim yerden defalarca kovulmayı, gecenin bir yarısı kapımın çalınıp nefret kusulmasını hakkediyor muyum söyle bana…söyle bana yalnızca bir kaç gün önce cennete alındığım haberini aldıktan sonra yine cehenneme atılmayı hakkediyor muyum gerçekten?

ben bu oyunu oynayamıyorum, kabahatim bu mu benim? sevilmediğimi hissettiğimde somurtmak mı en büyük kabahatim? hastayken mızmızlanmak mı? biraz olsun sevgiliye kapris yapabilmeyi istemek mi? şımarmak istemek mi hatam? anormal miyim ben? kötü müyüm? ne olurdu sanki sadece “pek iyi hissetmiyorum seninle alakası inan ki hiç yok, o nedenle lütfen üzerime fazla gelme” demek bu kadar zor muydu gerçekten? engel olamadığım için akan göz yaşlarım için cehenneme atılmayı gerçekten hak ettim mi ben söyle bana…

yetemedim. yetmem de mümkün değildi zaten bunu kabullendim artık. varlığımı aldım bir kenara koydum ve çoğu zaman tuttum kendimi isyan etmemek için, sorun çıkmaması için. ama uykum geldiğinde bile suçlandım. ben, ben olmaktan çıktım ve ben olmadığım için yine suçlandım.

kalbime sapladığın hançeri oradan söküp atayım ve kanayarak öleyim mi istiyorsun yoksa onu orada bırakıp her sabah ağlayarak uyanmamı mı? hangisi seni mutlu ederdi acaba? söyle onu yapacağım.

şimdi anlıyorum ki, yine anlıyorum ki, ben senden önce hiç sevmedim. hiç bu kadar yakın hissetmedim kendimi kimseye. dostum, kardeşim, sevgilim, en ayıp isteklerimi bile gizlemediğim, kendimi hiç korumadığım sevgilim.

Brazzaville – Peach Tree açtım dinliyorum. bana yazdığın eski bir mailden aklıma geldi bu şarkıyı dinlemek. kredinin bittiği gün yazmıştın ya bana hani. demiştin ki sana sarılırsam bana öyle bir sarılacaktın ki…

hemen şimdi ölsem burada ne hissederdin acaba? o kadar çok seviyormuş ki beni, bensizliğe dayanamadı kederinden öldü der miydin? şu anda sen de uyanık mısın acaba. hissediyor musun canımın ne kadar çok acıdığını? canım çok ama çok acıyor. suretini bir türlü göremediğim bir canavar var senin içinde savaşamıyorum onunla. acımasız, merhametsiz, sevgisiz ve çok yıkıcı bir canavar. gör artık bunu, kurtar beni o canavardan…dişlerinin arasında eziyor, bütün kemiklerimi kırıyor ve sana benim hakkımda yalan söylüyor. dinleme onu artık.

kendi gözlerinle gör. ben onun anlattığı gibi biri değilim, benim, ben Aslı!

hani canın, hani bir tanen, hani çocuğun…

Bugün bizim günümüz rüyam…
Bugün bizim günümüz armağanım…

Bugün gerçek benim yegane gerçeğim..

Ben seni kırdım mı?
Ne olurdu beni olduğum gibi görseydin… Ben seni hiç bile isteye üzer miyim Aslı’m?
Diyeceğim odur ki bana kırgınsan senin hüsnü kuruntun. Ben seni üzmedim. Üzemem. Aslı üzemem.
Allah bana ömür verdiği sürece ve sen izin verdiğin sürece, gücüm muvaffakiyetim el verdiğince, ben yarımı sana veririm Aslı. Hani derler ya, Allah’ın bildiğini kuldan mı esirgeyeceğim diye,
Sen benim öbür yarımsın.
Senden taleplerde bulunmak konusunda hep huzursuz oldum. Bugünse utana sıkıla da olsa bir talebim olacak.
Bugün lütfen,
Bana öyle sarıl ki…
Beni, seni, bütün melekleri, kıskandır.
Bana eğer sarılırsan bugün….
Sana öyle bir H… sarılacak ki…..
yazmışsın bana…ben de hatılıyorum, o gün geldim sarıldım sana…kimbilir kaç defa tekrar etti aynı sahne? benim içimde hep bir şey olduğunu sandın ya, asıl senin içinde var bir şey. her şeyi yakıp yıkan, ne kadar sevildiğini görmeni engelleyen, kapkara perdeler çekerek gözlerine seni benden uzaklaştıran bir şey.
kaç litre kanımla yazmalıyım seni sevdiğimi evimin parkelerine?
kaç litre göz yaşım, kaç yanılsamayı yıkamalı?
daha kaç kütle oturmalı yutağıma, daha kaç kere methiyeler düzmeliyim tenine?
eteklerine dolanıp kaç kere aşınmalı diz kapağım yerlerde sürünmekten?
ya da kaç defa uykularım kaçmalı sıkışan kalbimden?
avuçlarımı gökyüzüne açıp kaç defa yalvarmalıyım beni anlaman için?
bana inanman için ne yapmalıyım söyle artık n’olur…
ölmek için bedenimin toprağa uzanmasına gerek yok
toprağa uzanmadan da ölünür
ve ben ölüyorum…
beni sevdiğini bilmeden uyandığım her sabah tekrar tekrar ölüyorum
eğer bir kalbin kaldıysa geriye içindeki canavarın ele geçirmediği
ölüyorum diyorum, ölüyorum!